Nasıl da yadırgıyoruz değil mi?

05.05.2026

Nasıl da yadırgıyoruz değil mi? Nasıl da rahatsızız bu halimizden… Hiç alışamadık ve hiç de yakıştıramıyoruz kendimize bu hâli değil mi? Çapımıza dar bir bayramlık pantolonla geziyor, misafirlikteki yatakta gibi dönüp duruyoruz. Huzurumuz kaçtı ve tabii ki hırçınlaşmadık mı? Çiğnemiyor muyuz birbirimizi hoyratça? Ama nasıl sinirlendik sürekli ve öfkeli… "Yazdıkça, konuştukça geçer herhalde kendiliğinden" demedik mi hepimiz? Tanımadıklarımızla, bilmediklerimizle yan yana gelip ağlamadık mı? Bağrışmadık mı? Peki mağlubiyetten sonra çocuğumuzdan gözümüzü kaçırmalarımız? Bu takımı babalarımızdan öğrendik ama bu hâli? Bu çaresizliği? Belki derdimiz sadece çözümün peşine düşmek değildi; akrebi yelkovanı kovaladık. "Geç bu zaman" dedik. Bu gerçek olamaz, geçecek sandık. Biz böyle değildik değil mi? Hiç böyle anlatılmadı bize değil mi? Bu çaresizlik, bu sarmal tüketti bizi. Çocukluğumuzdaki Fenerbahçe'ye dönmek istemedik mi?

Kısacık şortumuz ve parçalanmış dizlerimiz ile mahallede orta yaparken bir efsane idik; o ortaya kafa vururken başka bir efsane, topu tutarken başka bir efsaneydik. Her birine marşlar yazılan yüzlerce isim değil miydik? Anadolu'nun bir yerinde semt pazarından alınan derme çatma çubuklu üzerimizde, yeteneksiz olsak bile top tepip terli terli eve geldiğimizde gözlerimizi kaçırırdık ya annelerimizden… Babamız üstümüzdeki formaya bakar, tebessüm eder, "ben kızmam evladımı" diyerek gizli bir tebessümle gönderirdi. O neşelerin akşamında babalarımızla annelerimizle oturup izlemedik mi bir şeyleri? Ertesi gün okula gururla gitmelerimiz… Tenefüslerde o gollerin aynısını atmaya çalışmalarımız, yırtılan paçalar, parçalanan ayakkabılar… Yaşandı bunlar değil mi? Yaşattı Fenerbahçe bize bunları değil mi?

O şan, o ihtişam, o gurur gerçek değil miydi? Zihnimizin bize oynadığı tatlı bir çocukluk serabı mıydı? Hadi bazılarımız çocuktu. Siz hafta sonu maça gideceğiniz günü beklemediniz mi? Stada adanmışlıkla gidişlerimiz, turnikelerin buz gibi demirinden geçerken kalbimizin ritmiyle eşleşen o tıkırtılar, kışın keskin ayazında genzimizi yakan o köfte ekmek kokusu… Girerken çubukluya bürünenlere o tarifsiz gururla bakışlarınız da mı hayal idi? O kartondan şapkalar, örgüden atkılar ile babalarımızla izlediğimiz takım hangisi idi? Stadda gol olunca babamız bizi havaya fırlattığında ayaklarımız başının üstüne çıkmıştı ya hani… Hangi takımdı o? Çığlık çığlık marşları söyleyenler de mi hayal gördü? Bütün stad zıplarken, zemin sallandığında; duyma engelli renktaşlarımızın diken diken olan tüyleri ve yüzlerindeki tebessüm… Bunlar da mı olmadı, yaşanmadı? Bu büyüklük ve bu tribün memleketin her yerinde yıllarca tekrar etmedi mi? Yankı yankı kendini tekrarlamadı mı? O takımımıza güven… Huzurun ve başarının doğalmış ve hiç gitmeyecekmiş gibi hissetmemiz… O mutlu günler de yaşanmadı mı?

Elbette yaşandı bunlar. Hiçbiri hayal değildi. Ama geldiğini gördüğümüz gibi artık gittiğini, yani gidebileceğini de gördük. Korunması, sahip çıkılması gerektiğini yaşayarak anladık. Demek ki birileri liderlik etmiş bu süreçlere. O ihtişamın başkenti olan Fenerbahçe tarihi şanla da dolu olsa bir lider istiyormuş. Yaşayarak ve ağır yaralar alarak öğrendik. Zeminsiz ve kurmaca değişim hevesleri ile gelenler, dönüşüm sarmalı ile bizi nerelere sürükledi? Her "bu kadarı da olmaz" dediğimizde, felaketin daha da büyüğüyle sınanmadık mı? Peki böyle mi gidecek bu hâl, nasıl çıkacağız? Nereden destek alıp koşuya başlayacağız? Kim verecek startı? Tutunacak dal ne, bizden vazgeçmeyecek cefakâr kim? Dövsek de sövsek de vazgeçmeyen, yılmayan kim? Varken de yokken de, haklıyken de haksızken de kızdığımız liderimiz kim?

Dönün son 50 yılımıza bakın; en şaşalı dönemlerimize, en şanlı serilerimize, kupalarımıza bakın. Derme çatma tesislerden kanaryayı kim şanlı yuvalara, mabetlere taşıdı? Kim göz dikti arsalarına, kimler bize köklerimizi kaydırarak fare kapanında tuzaklar kurdu? Kim parıltımıza çamur attı? Kim canhıraş temizlemeye çalıştı? Kim ezmeye, yok etmeye çalıştı? Kim "dik durun" dedi? Kim darağacında bile yan çizmedi? Kim kendini siper edip saldıranlara karşı sapan oldu? Kim liderlik etti de engebeli arazileri düz etti? Kim başarıyı bu kadar kolay gibi gösterdi? Kim bugün dert edindiklerimizi bizim yerimize dert edindi?

Belki yorulmuştuk, belki hırçınlaştık çocukça, belki de artık sahip olduğumuz o değerlerin kıymetini ancak o dipsiz boşlukta savrulurken, ağır yaralar alarak anladık. Şimdi yine o keskin karar anındayız. Bizi kendi efsanemize yabancılaştıranların, duruşumuzdan ve ruhumuzdan koparanların, ince ince ördükleri o algı ağlarına bir kez daha düşecek miyiz? Kendi yarattıkları enkazın ortasında hâlâ hiç utanmadan ellerinde salladıkları o "süslü reçetelere" kanacak lüksümüz kaldı mı? Tarih, şanımıza hürmeten bize bir şans, bir çıkış daha sunuyor. Belki son kez. Yine kötü ama bu sefer geri dönüşü olmayacak kararlar mı alacağız? Yine aynı hataları yapacak mıyız?

O destanı hepimiz biliyoruz. Ama birilerinin o tezahürata başlaması lazım.

Gördük, bildik ve yaşadık ki o birisi şarkıya başladı mı hep beraber göğü yırtacağız. Artık geleceği biçmemiz ve kurmamız lazım. Kim geçmişimizi ölçebilir ve bu elbiseyi tekrar dikebilir? Kimde var bu hafıza? Kim gösterecek bu dirayeti ürkmeden? Kim çark etmeyecek ve bizi ortalarda bırakmayacak? Kim bunu daha önce defalarca yaptı? Kim üzsek de bize sırtını dönmez? Bu kadar çok acı, bu kadar zor durumlar artık yetmez mi? Haliyle ne kadar çok soru sorduk…

Büyük Fenerbahçe taraftarı, sana isim vermeye gerek yok. Gururlandığın anları hatırla; babanın gol sevinçlerini, çocukluk çığlıklarını, titreyen tribünleri, çekinen rakipleri, yeri göğü sarı-lacivert donattığımız günleri hatırla. Herkesten çok sen biliyorsun. Senin anıların ve coşkuların… Sen yaşadın. İçine kağıt atılan tahta kutulara Fenerbahçe sığmaz. Takımına sahip çık. Git liderini al getir. O isim orada seni bekliyor.

Share